UYANDIĞIMIZ ÇAĞ

21 Şubat 2024 – 21 Nisan 2024
Uyandığımız Çağ
Ruzy Gallery, İstanbul
Küratör Begüm Günay, Yılmaz Eray Ceylan

Yedi Gözlü Güneş 1A – Corten, Güneş Taşı Serisi
2023
Metal
150 x 96 x 91 cm

Yedi Gözlü Güneş 1C – Sarı, Güneş Taşı Serisi
2022
Metal
210 x 134 x 128 cm

Uyanış Yılı
2022
Karışık Teknik
130 x 300 x 20 cm

Maskaralar Cenneti, Tanrının Arka Bahçesi Serisi
2023
Karışık Teknik
175 x 400 x 30 cm

Yedi Zamanın Yedi Sesi, Tanrının Arka Bahçesi Serisi
2022
Karışık Teknik
250 x 390 x 30 cm

Uyandığımız Çağ, Tanrının Arka Bahçesi Serisi
2023
Karışık Teknik
260 x 230 x 30 cm

Yedi Kırmızı Burunlu Adam
2020
Tuval Üzerine Yağlı Boya
100 x 100 cm

Toprağa Sığınan Dafne
2022
Tuval Üzerine Yağlı Boya
150 x 200 cm

Melek Kalpli Adamlar
2022
Tuval Üzerine Yağlı Boya
190 x 300 cm

Hipokrat Öğretileri
2022
Tuval Üzerine Yağlı Boya
130 x 130 cm

Güneşe Yolculuk Serisi 115
2023
Tuval Üzerine Yağlı Boya
60 x 60 cm

Güneşe Yolculuk Serisi 107
2023
Tuval Üzerine Yağlı Boya
60 x 60 cm

“Uyandığımız Çağ” sergisi sanatçının çeşitlilik nosyonundan beslenen ve temelini hayal gücünün yüzey üzerindeki dönüşümlerinden alan yorumlamacı bir yöntemle çalıştığı işlerini bir araya getiriyor. Sanatçının, mitlerin kültürel hafıza ve kolektif bilinç işlevi gördüğüne dair bakış açısını temel alan sergi, mitsel izleklerin özünü kavramak için düşünmeye olanak tanıyor. Sergide, sanatçının oyunsal öğeler etrafında modern zamanların sesselliğine ait yeri aradığı, imgelerin hakikati yaratma yeteneğine sahip olmalarına fırsat tanıyan ve gerçeküstü bir uykudan başka bir dünyaya uyanışı mitsel unsurlarla kurguladığı farklı disiplinlerden çalışmaları yer alıyor.

 

Mitlerin ve içerdikleri kültürel kodların insan ruhunun bir parçası olduğunu ve hayal gücüyle bilinçli ya da bilinçsiz olarak kullanılan mitsel imgelerin kendini tekrarlayarak sürdürdüğünü düşünen sanatçı, çalışmalarını ışık ve karanlık oyunlarıyla birbirine bağlayarak, kromatik, tematik ve uzamsal karşıtlıklar oluşturur. Arkaik unsurları kullanma biçimi mitsel izleklerin ortaya çıkmasına olanak sağlar. Nesnel dünyada bulduğu bu gerçeklik parçalarına odaklanan sanatçının eserlerindeki kültürel öğelerin çözümlenmesi, hayal gücünün yaratıları olan imgelerinin ve insani değerlerinin incelenmesini gerektirir.

Güneştekin “Uyandığımız Çağ”da görünüşte pasif bir durum olan uykuyu, uyanış temasına bağlayıp deşifre etmeye yönelirken, mitik bir bilinçle hareket eder.  Uykuyu bir dinginlik hali olarak değil, bir hareket ve direniş biçimi olarak ele alır, uyanışın farklı formlarını üreten kültürlere odaklanır. Ördüğü anlam ağlarıyla sürekli geçiş ve dolaşım halinde olan bu kültürlere dayanarak uyanış düşüncesini oluşturur. Uykuyu yeni bir zamana uyanma fikrine dönüştürür. Sanatçının pratiğinin kurucu unsuru olan deneysel uygulamaların kültürlerin bu etkileşimli doğasına yakınlığı serginin küratöryel yapısına ve tasarımına da yön verir.

 

Mitosların modern uyarlamaları üzerine çalışan sanatçı, mağaralarında asırlar süren uykularından uyandıklarında, inançlarına baskı yapan çağın sınırlarını aştıklarına inanamayan yedi uyurlar mitosunu yorumlarken yaptığı gibi, uyanış kavramını, yeniden doğuş düşüncesi etrafında inşa eder. Sanatçının uyanış ve uyku öykülerinde farklı kültürlerin iç içe geçmiş anlatılarından tasarladığı imgeler, mitosların kültürlerarası oluşunu vurgulamaya yöneliktir.

 

Sergide uyandığımız çağı imgeleyen işler yaşayanların mekânı ile uyurların mekânı arasındaki ilişki olağanüstü bir güçle ortaya çıkar. Kendi içinde taşıdığı mağaraya ya da sanatçının kavrayışıyla bilincin dışındaki karanlığa giren her insan, önce kendini bilinçdışı bir dönüşüm sürecinin içinde bulur. Oradan farklı olarak çıkacaktır, çünkü bilinçdışına inmiş, bilinç dışındaki şeylerle bağlantı kurmuştur. Sanatçı, uyanış temasını kendine özgü yöntemiyle yeniden tahayyül ederken aynı zamanda insanın kendi hakikatinin farkına vardığı bir dönüşüme de işaret eder. Temaları bilindik özelliklerinden koparıp parçalarken, salt birer form olarak algılanmasının ötesine de geçerek onları yeniden konumlandırır. Ona göre uykunun rüyaları yalnızca ruhsal evrenlerdeki değil uyanıklıktaki deneyimleri de belirler. Gündelik yaşamın çok katmanlılığını ve ondan doğan çoklu hakikatleri ifşa etmek için sürekli olarak mitolojinin çeşitli boyutlarını yapı bozumuna uğratır.